Hacı Nusret ŞENER

Hacı Nusret Şener Rize’nin (Kalamoz) Akpınarköyü’ndendir. 1942 yılları dünyayı yakan ikinci dünya harbi, Rize bölgesinide etkilemiş, insanlar karınlarını doyurabilmek için fındık kabuklarını öğütüp ekmek yapacak hale düşmüşlerdir.

Hacı Nusret Şener bakar ki Rize’de hayat günden güne zorlaşıyor, eşi Emine hanımı ve beş çocuğunu yanına alıp 1942 yılında İzmir’e gider. İzmir’de denizcilik ve nakliyecilik yaptıktan sonra Gümüldür’e giderek şeytan deresi kenarında metruk bir eve yerleşir. Köyün geliri tütündür. Daha önce Rumlar yaşadığı için Gavurköy olarak adlandırılan mahallenin tütünü tüm dünyaya nam salmıştır. Tütün piyasaları da zaten bu yüzden ya Gavurköy’de ya da Akhisar’da açılır.

Nusret Şener önce tütün işçiliğine soyunur. Fidan dikiminde karık açar, çapa döneminde otları keser, kırımda tek tek topladığı yaprakları çocuklarıyla birlikte akşama kadar ince uzun iğnelere dizer. Toprakla mayıs başında başlayan kavga eylül’e kadar sürer.

Ama tütüncülük zordur, meşakkatlidir. İnsanda ne uyku, ne derman bırakır. ‘Yapmam ben bu işi. Ben yapsam bile çoluk çocuğuma göre değil tütüncülük’ diye düşünür, çare arar. Bakar ki deniz ile köy arasındaki geniş araziye yayılan hayıtlar, tütüncülerin kullandığı küfelerin yapımına uygundur. Rize’de iken çay bahçelerinde kullanılan sepetleri yaptıkları günler aklına gelir.

Hayıtlardan ince dallar kesip birkaç küfe yapar. Çok da başarılı olur. Tütüncüler seleleri beğenince kazancın yolunu hayıtlara bağlar. Kış boyunca birçok küfe yapıp evinin duvarına asar. Ama tütün dikimine daha çok vardır. Çocuklarını Gümüldür‘de bırakıp Rize’ye gider. Dönüşte yanında iki fındık fidanı getirir. Fidanlar Ege’nin havasını beğenmez, kurur. Ertesi yıl birkaç portakal fidanı getirir. Dere kenarında toprakla buluşturduğu portakallar bölgeyi, iklimi sever, o yıl boy, üçüncü yıl da tohum verir…

Portakal fidanları, umduğunun da üzerinde bir istekle büyüyünce, Nusret Şener ertesi yıl Rize’den elli kadar satsuma mandalina fidanı getirir. Komşusu Halil Kumpas’ın bahçesine dikerler. Köylüler, “Haydi canım burada mandalina mı yetişir. Bizim topraklarda sadece tütün, pamuk, susam olur” diyerek Nusret Şener’in diktiği fidanlara burun kıvırarak bakar.

Ama iki yıl sonra Nisan, Mayıs aylarında etrafı keskin bir mandalina çiçeklerinin kokusu kaplayınca, yaz boyunca gelişip büyüyen meyveler de ekim, kasım’da sararıp olgunlaşınca, ‘Vay anasını… Ne güzel şeyler bunlar böyle’ diye söylenirler.

Köylülerin bir kısmı hala tedirgindir ama Halil Kumpas’ın bahçesindeki görsel zenginliği görenler, mandalinanın insanı büyüleyen nefis kokusuna hayran kalanlar da sipariş verince Nusret Şener, Rize’den yeni fidan getirip dağıtır. Artık köye yerleştiği yıllardaki gibi sepet de örmez, konu komşuya satsuma ağacı sağlar. İyi de para kazanır.

Birkaç yıl içinde Gümüldür’deki pamuk, susam, tütün tarlalarının yerini geniş mandalina bahçeleri alır.
Mandalina fidanları, şeytan deresi etrafındaki topraklarda anavatanları Satsuma bölgesinin iklimini yakalamış, iyice serpilmiş, gelişmiştir. İşin sırrı da Kyushu adası ile Gümüldür ikliminin ve toprak yapısının birbirini tutmasıdır. Sırrı sadece Gümüldür’lüler değil Özdere’liler, Ürkmez’liler, Seferihisar’lılar da çözünce, bugün Özdere’den Seferihisar’a kadar uzanan geniş sahil, mandalina bahçeleri ile kaplanır.
Bir kısmı yeşilin önemini, değerini bilmeyen belediye meclislerinin üyelerince imara açılsa da bugün Doğanbey köyünün çevresinde yaklaşık on iki bin dekarlık alanda satsuma mandalinasının üretimi yapılmakta, yılda yaklaşık kırk bin, yani dört bin kamyon dolusu satsuma, milyonlarca insanın, özellikle de Avrupalıların damağına ulaşmaktadır.

Federal Almanya Tarım Bakanı konuk olarak Gümüldür’e geldi. Yöreyi gezerken sık sık hayranlığını dile getiriyordu. Nusret Şener ile tanışmak istiyordu. Nusret Şener’i görünce hararetle kucaklayıp kutladı. Bu arada dede senin anıtını dikmedilermi diye sordu. Nusret dedenin cevabı ‘’ yok yok…’’ şeklinde oldu. Bakan yüzüne garip garip bakarken dede konuşmasını sürdürdü,’’ Bugün buralar mandalina ile doldu. Ürün para ediyor. Ya bi gün para etmese ne olacak. Anıtımı taşlarlar. Yok yok istemem anıtımı filan dikilmesin.’’ Alman bakanın şaşkınlığı artmıştı bir şey diyemedi. Gerçi Nusret dedenin ismi Gümüldür meydanına verilmiştir.

Yediğiniz meyvelerin tadına her varışta, çocukları ve torunları bugün hala Gümüldür’de yaşayan bu Kalamozlu Nusret Şener’e bir minnet duanızı eksik etmeyin...